İki yıl önce, okul dergisi için -geç
kalındığı için yayınlanmamış olsa da- bir yazı yazmıştım. Yeni kitaplar
bitirdiğim dönemlere denk gelmiş olacak ki üslubum daha farklı. Arşivde
kalacağına paylaşayım dedim, izninizle:
Yiyeceklerin, haberlerin, ürünlerin gerçek
olup olmadığı üzerine uzun soluklu tartışmalar yapılan şu günlerde şöyle bir
sormak gerekir gerçek nedir diye.
Olgular
mıdır gerçek olan, yoksa farklı görüşler mi? Ön yargılardır muhakkak. Katı,
soğuk ve gerçek. Belki biraz fazla resmi ama kesinlikle merhametli değil… İlk
görüş, ilk dokunuş, ilk duyum önemlidir elbet, ama iyi etki için değil, ön yargı
için. Şu da şöyleymiş denilsin isteriz. Şu dahaca böyleymiş. Doğru mu, yanlış
mı? Kimin umurunda! Bir şeyler gevelenir ve o yapışır en sert şekilde karşı
tarafa. Genellikle değildir karşıdakiler; ne aptal, ne dinsiz, ne duygusuz, ne
düşüncesiz. Öyle de olmamışlardır asla, ama olay bu ya, denir işte. Birinin
elinde bilgisayar kasası vardır misal, ürkekçe gider bir yerlere (yol hep
vardır hem, yolculuk hep…) hemen konuşulur: Bak hırsıza hırsıza. Duymak
istemediğin gerçekler vurulur en sonunda tekrardan suratına: Bak sen şu arsıza!
Yakışıklı bir bey görürsün, ukaladır mesela kesinlikle, acımasızdır, gaddardır.
Ve güzel bir hanımefendi, o muhakkak ahlaksızdır.
Onca yılının, onca yaşadığının ardına
sadece birkaç saniye yeter sizin hakkınızda yorum yapma sahibi olmaları için.
Tabi yaa! Bilmeden yorum yaparlar kendi gerçekliklerinde. Nietzsche derki: “Ve
en haksız davrandıklarımız bize karşı olanlar değil, bizi hiç
ilgilendirmeyenlerdir.” Nietzsche mi kim? Nietzsche şimdi ismini telaffuz
ederken iki kez düşündüğün biri, hakkında duyumunsa, dinsiz, ateist, deli.
Kolaydır elbet bilmeden söylemek bir şeyleri. Birini görürsün, örneğin babası
asker. “Kesin mezhebi geniş bunların” denir. Sana ne be adam, sen nereden
bilesin. Birine rastlarsın, babası imam. “Hah, işte bu da gerici.” Birini
duyarsın sosyalisttir kendisi. “Ve bu da, anarşist!” Peki sen nesin? Sana neler
denir? Sen ne zekisin.
Kaçarsın. Hayat hep bir kaçıştır belki de.
Geleceğe gitmek için geçmişten, gerçeği bulmak için ön yargıdan veya… Ön yargı
diyorum çünkü çoğu yalandır. Ve ben şimdi, evet ön yargılıyım ön yargıya. Siz
insan sarrafları, bir düşünün, biraz sorgulayın. Daha iyi olmaz mıydı diğer
türlüsü? Ön yargı diye bir şey olmasaydı daha özgür olmaz mıydık? Örneğin sonsuz
kavramı olmasaydı, hüzünlendirmezdi ölümlü oluşumuz. İşte gerçek budur. Bizler
kendi kalıplarımızı çizer onlarla yaşarız. Onlardır bizim korkularımız, umutlarımız,
acımız. Gerçek, sürü demektir. Sürü psikolojisine en iyi örnektir. Bir şeyler
belirlenir, çoğunluğun dahi beyinlerine doğru ve hoş gelir, kabul edilir.
Yalanlarsa kurdun kaptığı kuzudur. Yok edilir, mahvolur, mahvolunur.
Sizler için hayal kırıklığı olduğumdan hiç
şüphem yok mesela. Beceriksizliğimden, gereksizliğimden, enerjikliğim ya da
durgunluğumdan, kiminizi sevemediğimden, baltalarınızdan birine sap
olmamışlığımdan hatta olmayacak olmamdan, hüznümden, her umut ettiğimde
dünyanın demotive etmek için orada bulunma durumundan falan eminim. Bunları
çoğaltabilirim, çoğaltabileceğimden eminim…*
Hadi yıkın şimdi duvarlarınızı, kendi
gerçeklerinizi inşa edin, ön yargıları kırın. Çünkü dünyanın buna ihtiyacı var,
bizim buna ihtiyacımız var. Kendiniz olun. Çünkü hayat fazla kısa, dünya fazla
kalabalık. Ön yargılar için edin en yüce hakaretlerinizi.
Elvis Presley, kalçalarını ilk
hissettirdiğinde ön yargıyla yüzleşti. Eleştirildi, kınandı hatta. O umursamadı.
Kendisi şimdiyse bir idol. Coco Chanel, giyimi nedeniyle çevresi tarafından
garipsendi, onun tarzını o zamanlar gülünç bulan hatta dişilikten uzak olduğunu
düşünenler bile vardı. Oysa o rahat giyinmeyi seçti ve modern kadın giyiminin
öncüsü oldu, tabuları yıktı. Kendi imparatorluğunu kurdu. Zaten genelde önemli
şahsiyetler köyün istenmeyenleridir. Sizlerden kalçalarınızı sallamanızı ya da
tasarıma girişmenizi istemiyorum.
Sadece merak uyandırın. Farklı olun,
bırakın sizi eleştirelim, sizin hakkınızda atıp tutalım. Sizlerse bir köşeye
geçip bizi dinleyin ve eğlenin.
Hadi hayallerimizi ‘gerçek’leştirelim!
*Nereden alındığı bilinmediğinden
kaynak gösterilemeyen alıntı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder