5 Ocak 2014 Pazar

BAŞLIKLAR DA ÖN YARGIDIR

İki yıl önce, okul dergisi için -geç kalındığı için yayınlanmamış olsa da- bir yazı yazmıştım. Yeni kitaplar bitirdiğim dönemlere denk gelmiş olacak ki üslubum daha farklı. Arşivde kalacağına paylaşayım dedim, izninizle:

Yiyeceklerin, haberlerin, ürünlerin gerçek olup olmadığı üzerine uzun soluklu tartışmalar yapılan şu günlerde şöyle bir sormak gerekir gerçek nedir diye.
        Olgular mıdır gerçek olan, yoksa farklı görüşler mi? Ön yargılardır muhakkak. Katı, soğuk ve gerçek. Belki biraz fazla resmi ama kesinlikle merhametli değil… İlk görüş, ilk dokunuş, ilk duyum önemlidir elbet, ama iyi etki için değil, ön yargı için. Şu da şöyleymiş denilsin isteriz. Şu dahaca böyleymiş. Doğru mu, yanlış mı? Kimin umurunda! Bir şeyler gevelenir ve o yapışır en sert şekilde karşı tarafa. Genellikle değildir karşıdakiler; ne aptal, ne dinsiz, ne duygusuz, ne düşüncesiz. Öyle de olmamışlardır asla, ama olay bu ya, denir işte. Birinin elinde bilgisayar kasası vardır misal, ürkekçe gider bir yerlere (yol hep vardır hem, yolculuk hep…) hemen konuşulur: Bak hırsıza hırsıza. Duymak istemediğin gerçekler vurulur en sonunda tekrardan suratına: Bak sen şu arsıza! Yakışıklı bir bey görürsün, ukaladır mesela kesinlikle, acımasızdır, gaddardır. Ve güzel bir hanımefendi, o muhakkak ahlaksızdır.
Onca yılının, onca yaşadığının ardına sadece birkaç saniye yeter sizin hakkınızda yorum yapma sahibi olmaları için. Tabi yaa! Bilmeden yorum yaparlar kendi gerçekliklerinde. Nietzsche derki: “Ve en haksız davrandıklarımız bize karşı olanlar değil, bizi hiç ilgilendirmeyenlerdir.” Nietzsche mi kim? Nietzsche şimdi ismini telaffuz ederken iki kez düşündüğün biri, hakkında duyumunsa, dinsiz, ateist, deli. Kolaydır elbet bilmeden söylemek bir şeyleri. Birini görürsün, örneğin babası asker. “Kesin mezhebi geniş bunların” denir. Sana ne be adam, sen nereden bilesin. Birine rastlarsın, babası imam. “Hah, işte bu da gerici.” Birini duyarsın sosyalisttir kendisi. “Ve bu da, anarşist!” Peki sen nesin? Sana neler denir? Sen ne zekisin.
Kaçarsın. Hayat hep bir kaçıştır belki de. Geleceğe gitmek için geçmişten, gerçeği bulmak için ön yargıdan veya… Ön yargı diyorum çünkü çoğu yalandır. Ve ben şimdi, evet ön yargılıyım ön yargıya. Siz insan sarrafları, bir düşünün, biraz sorgulayın. Daha iyi olmaz mıydı diğer türlüsü? Ön yargı diye bir şey olmasaydı daha özgür olmaz mıydık? Örneğin sonsuz kavramı olmasaydı, hüzünlendirmezdi ölümlü oluşumuz. İşte gerçek budur. Bizler kendi kalıplarımızı çizer onlarla yaşarız. Onlardır bizim korkularımız, umutlarımız, acımız. Gerçek, sürü demektir. Sürü psikolojisine en iyi örnektir. Bir şeyler belirlenir, çoğunluğun dahi beyinlerine doğru ve hoş gelir, kabul edilir. Yalanlarsa kurdun kaptığı kuzudur. Yok edilir, mahvolur, mahvolunur.
Sizler için hayal kırıklığı olduğumdan hiç şüphem yok mesela. Beceriksizliğimden, gereksizliğimden, enerjikliğim ya da durgunluğumdan, kiminizi sevemediğimden, baltalarınızdan birine sap olmamışlığımdan hatta olmayacak olmamdan, hüznümden, her umut ettiğimde dünyanın demotive etmek için orada bulunma durumundan falan eminim. Bunları çoğaltabilirim, çoğaltabileceğimden eminim…*
Hadi yıkın şimdi duvarlarınızı, kendi gerçeklerinizi inşa edin, ön yargıları kırın. Çünkü dünyanın buna ihtiyacı var, bizim buna ihtiyacımız var. Kendiniz olun. Çünkü hayat fazla kısa, dünya fazla kalabalık. Ön yargılar için edin en yüce hakaretlerinizi.
Elvis Presley, kalçalarını ilk hissettirdiğinde ön yargıyla yüzleşti. Eleştirildi, kınandı hatta. O umursamadı. Kendisi şimdiyse bir idol. Coco Chanel, giyimi nedeniyle çevresi tarafından garipsendi, onun tarzını o zamanlar gülünç bulan hatta dişilikten uzak olduğunu düşünenler bile vardı. Oysa o rahat giyinmeyi seçti ve modern kadın giyiminin öncüsü oldu, tabuları yıktı. Kendi imparatorluğunu kurdu. Zaten genelde önemli şahsiyetler köyün istenmeyenleridir. Sizlerden kalçalarınızı sallamanızı ya da tasarıma girişmenizi istemiyorum.
Sadece merak uyandırın. Farklı olun, bırakın sizi eleştirelim, sizin hakkınızda atıp tutalım. Sizlerse bir köşeye geçip bizi dinleyin ve eğlenin.
Hadi hayallerimizi ‘gerçek’leştirelim!

*Nereden alındığı bilinmediğinden kaynak gösterilemeyen alıntı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder